10 KİTAP TAVSİYESİ

1- ŞEKER PORTAKALI- Jose Mauro De Vasconcelos

Şeker Portakalı, Brezilyalı yazar José Mauro de Vasconcelos’un tüm dünyayı etkisi altına almayı başaran 1968 tarihli dram ve çocukluk romanıdır. Bunu anlamanın en temel yolu sesiz bir ortamda kitabın o çocukluğuna götüren sayfalarına kendini bırakmaktır.

2- SİMYACI- Paulo Coelho

Simyacı, dünyaca ünlü Brezilyalı yazar Paulo Coelho’nun üçüncü romanı. 1996 yılından bu yana Türkiye’de de çok okundu, çok sevildi, çok övüldü bu kitap.Bir büyük Doğu klasiği olan Mevlana’nın ünlü Mesnevi’sinde yer alan bir küçük öyküden yola çıkarak yazılan bu roman, yüreğinde çocukluğunun çırpınışlarını taşıyan okurlar için bir “klasik” yapıt haline geldi.Simyacı, İspanya’dan kalkıp Mısır piramitlerinin eteklerinde hazinesini aramaya giden Endülüslü çoban Santiago’nun masalımsı yaşamının öyküsüdür.

3- KÖRLÜK- Jose Saramago

Portekizli yazar Jose SARAMAGO’nunUsta belki de en etkileyici yapıtıdır. Sinemaya da uyarlanmış Körlük, toplumsal yaşamın nasıl bir vahşete dönüşebileceğini müthiş bir incelikle gözler önüne sererken, insana dair son umut kırıntısını da bir kadının tek başına örgütlediği dayanışma ve direniş örneğiyle sergileyen unutulmaz eserler arasında yerini almıştır.

4- SERENAD- Zülfü Livaneli

Zülfü Livaneli’nin romancılığının en temel eseridir. Her şey, 2001 yılının Şubat ayında soğuk bir gün, İstanbul Üniversitesi’nde halkla ilişkiler görevini yürüten Maya Duran’ın (36) ABD’den gelen Alman asıllı Profesör Maximilian Wagner’i (87) karşılamasıyla başlar. 1930’lu yıllarda İstanbul Üniversitesi’nde hocalık yapmış olan profesörün isteği üzerine, Maya bir gün onu Şile’ye götürür. Böylece, katları yavaş yavaş açılan dokunaklı bir aşk hikâyesine karışmakla kalmaz, dünya tarihine ve kendi ailesine ilişkin birtakım sırları da öğrenir. Serenad, 60 yıldır süren bir aşkı ele alırken, ister herkesin bildiği Yahudi Soykırımı olsun isterse çok az kimsenin bildiği Mavi Alay, bütün siyasi sorunlarda asıl harcananın, gürültüye gidenin hep insan olduğu gerçeğini de göz önüne seriyor.

5- İNCE MEMED- Yaşar Kemal

Yaşar Kemal, otuz iki yıllık bir zaman diliminde yazdığı İnce Memed dörtlüsü, düzene başkaldıran Memed’in ve insan ilişkileri, doğası ve renkleriyle Çukurova’nın öyküsü. Yaşar Kemal’in söyleyişiyle “içinde başkaldırma kurduyla doğmuş” bir insanın, “mecbur adam”ın romanı. Öldürülen Abdi Ağa’nın yerini kardeşi Hamza alır. Memed, topraklarını ele geçirmek için Vayvay köylülerine zulmeden Ali Safa Bey’i ve Hamza’yı öldürür. Ancak köylüler için tam bir efsaneye dönüşmesine rağmen zulmedenlerin öldürmekle bitmeyeceği konusunda kuşku duymaya başlar. Abdi Ağa gitmiş, yerine Hamza gelmiştir, onun yerini de bir başkası alacaktır.

6- BİR ÇİFT YÜREK- Marlo Morgan

Marlo Morgan Amerikalı yazar.En çok satan kitabı Bir çift yürek ile tanınır. Ayrıca “Sonsuzluğun mesajı: Bir aborijin bilgeliği romanı” adlı kitap yazmıştır. Bir Çift Yürek, Amerikalı bir kadının Avustralya’da yaşadığı ruhsal yolculuğun öyküsüdür. Göçebe kültürden Aborijinler eşliğinde, kabilenin kendilerini adlandırdıkları şekliyle, “Gerçek İnsanlarla” birlikte dört ay süren ve çölü boydan boya katettikleri uzun bir yürüyüşe çıkar. Bu süre boyunca, çölün çorak coğrafyasındaki bitkiler ve hayvanlarla uyum içinde yaşamayı öğrenir. Olağandışı insanlardan oluşan bu toplulukla birlikte yaptığı yolculukta Morgan, bu insanların 50.000 yıllık kültürlerinin felsefesi ve bilgeliğiyle tanışır.Macerasının ilk gününden itibaren bu çetin yolculuğun zorluklarıyla mücadele etmek zorunda kalır. Dayanıklılığının hergün sınandığı bu zorlu yolculukta, karşılaştığı her zorlukla birlikte ruhu da değişime uğrar.

Aborijinler onu, büyük bir alçakgönüllülükle kendilerinden biri olarak kabul eder ve onun şefkat dolu öğretmenleri olurlar. Öğretmenlerinden, her insanın eşsiz niteliklerini ve içsel ruhunu takdir etmeyi ve kutlamayı öğrenirken bir yandan da güçlü doğal şifa yöntemlerine tanık olup onların canlılarla ilgili farkındalıklarının ne kadar derin ve anlamlı olduğunu da anlamaya başlar. 1996 yılında, Aborjinal protestocular tarafından kitabının doğruluğu hakkında baskıya maruz kaldı ve kitaplarından gelen hikâyelerin sahte olduğunu itiraf etti.

7- MEM Ü ZİN- Ehmed-i Xani

Ehmede Xani Mem u Zin’de aşktan tasavvufa, Kürtlerin kaderinden Newroz’a, İblis’ten ontoloji ve diyalektiğe birçok alanda yeni düşünceler geliştirmiştir. Şair bir beytinde düşünceleri için “Mem u Zin”i bir vasıta kıldığını şöyle vurgulamaktadır. Şerha xeme dil bikim fesane : İçimdeki dertleri açıklayıp efsaneleştireyim Zine u Meme bikim behane : Zin ve Mem hikayesini buna bahane edeyim. Xani, duru şaraba benzeyen Arapça, Farsça ve Türkçeyi bir tarafa bırakarak bu kitabı kendi dili Kürtçeyye yazmaya da şöyle değinmiştir: Safi şemirand vexwari durdi : Saf şarabı bir yana bırakarak tortuyu içti Manende durre Lisane Kurdi : İnci gibi dizmek için Kürt dilini tercih etti İnaye nizam u intizame : Bu dili düzene koyup ona çekidüzen verdi Keşaye cefa ji boy ame : Bunu yaptı ki eloğlu demesin “zaten Kürtler Be me’rifet in, bi esl u bunyad : Köken ve yapıları itibariyle kültürsüzdürler.

8- ROJEK Jİ ROJEN EVDALE ZEYNİKE- Mehmed Uzun

Evdale Zeynikê 1800 yılların başında Ağrının Tutak ilçesinin Cemalverdi köyünde dünyaya gelmiştir. Babasının ismi Mustafa, dedesi Hasan, Babasının dedesi Süleyman, annesinin ismi ise Zeyné’dir. 113 yıl yaşayan Evdal, daha 3 yaşında iken babasını kaybetmiş ve annesi tarafından büyütülmüştür. Bu yüzden Evdale Zeyniké (Zeyne’nin oğlu) olarak tanınmıştır. Evdal 30 yaşına kadar çiftçilik ve reçberlikle uğraştığı için bir kılam dahi okumadığı anlatılır. Otuz yaşında gördüğü bir rüyanın yorumundan sonra hastalanmış aylarca yataktan çıkmamıştır. İyileşme sürecinde yatakta söylediği melodiler o güne dek duyulmamış bir makamın müjdecisi olduğunu insanlar daha sonra anlamaya başladılar. Ve o günden sonra Serhad Dengbéjleri onun ekolünü günümüze taşıdılar. Evdal’ın dizelerinde aşkın yakıcı özellikleri ile birlikte, hicvedici özelliklerini de bir arada görmek mümkündür. Erzurum’a öküz arabasıyla ticarete gittiği dönemlerde misafir kaldıkları evin genç kızının, boyu ile alay etmesine içerlenmiş, (Evdal’ın boyu oldukça kısadır) akşam köyde yapılan düğüne türküleri ile katılmış, govendin başını çeken kızın kolunda oynayarak tuttuğu elin parmaklarını “xwin nav neynık a da dı nıquti” dedirtecek kadar sıkıp bir nevi intikam almıştır. Ardından “De tu here. Bıra her kes xéré jı bazara xwe bı bine.” demekle, kinci bir özelliği olduğunu da ortaya koymuştur. Evdal kendini klamlarında şöyle tanımlar: “Kuvi nin süvarisi, Temonun babası”. (Temo, Abdal’ın oğludur. Onu bir göç esnasında yol kenarında bir kundağın içinde bulurlar. Abdal onu diğer çocuklarından ayırmadığını göstermek için ‘Temonun babası’ ifadesini kullanır.) Ermeni asıllı Gulé ile evli olan ve yaşlandığında gözleri kör olan Evdal, kör gözlerle kanadı kırık bir turnaya kış boyunca bakar. Bunu uzun uzadıya stranlarında anlatır. Ve bir gün mucize gerçekleşir. Evdal’ın gözleri ile turnanın kanadı ile iyileşir. Mehmed Uzun bu klasiği romanlaştırmış.

9- HAYVAN ÇİFTLİĞİ- George Orwell

İngiliz yazar George Orwell’ın, Hayvan çiftliği, onun çağdaş klasikler arasına girmiş çok ünlü bir eserdir.1940’lardaki “reel sos­yalizm”in eleştirisi olan bu roman, dünya edebiyatında yergi türünün başyapıtlarından biri olarak kabul edilir.Hayvan çiftliği’nin başkişileri hayvanlardır.Bir çiftlikte yaşayan hayvanlar, kendilerini sömüren insanlara başkaldırıp çiftliğin yönetimini ele geçirir.Amaçları daha eşitlikçi bir topluluk oluşturmaktır.Aralarında en akıllı olan domuzlar, kısa sürede önder bir takım oluşturur; ama devrimi de yine onlar yolundan saptırır.Ne yazık ki insanlardan daha baskıcı, daha acımasız bir diktatörlük kurulmuştur artık.George orwell, bu romanında tarihsel bir gerçeği eleştirmektedir.Romandaki önder domuzun, düpedüz stalin’i simgelediği açıktır.Diğer kahramanlar gerçek kişileri çağrıştırmasalar da, bir diktatörlük ortamında olabilecek kişilerdir.Altbaşlığı bir peri masalı olan hayvan çiftliği, bir masal anlatımıyla yazılmıştır; ama küçükleri eğlendirecek bir peri masalı değil, çarpıcı bir politik taşlamadır.

10- KÜRK MANTOLU MADONNA- Sabahattin Ali

Türk edebiyatının da en önemli romanları arasında gösteriliyor. Roman, üç ana tema etrafında şekilleniyor: Aşk, yalnızlık ve yabancılaşma. Kürk Mantolu Madonna, daha çok bir aşk hikayesi olarak görünse de romanda aslında bir insanın yalnızlaşma sürecine ve giderek topluma yabancılaşmasına şahit oluyoruz. Psikolojik tahliller çerçevesinde bu yabancılaşma ve yalnızlık duygusunu da Sabahattin Ali çok iyi anlatıyor.Hüzünlü bir aşk öyküsü olan Kürk Mantolu Madonna, iki hikayeden oluşan bir anlatıma sahip. İlk hikayede Rasim adlı karakterin iş bulması ve Raif Efendi ile tanışması anlatılıyor. Kimseler ile konuşmayan sessiz sakin Raif Efendi’yi gözlemleyen ve onu daha yakından tanımak isteyen Rasim’in anlatımı ile Raif Efendi’yi dinliyoruz. Onun neden bu kadar yalnız ve topluma yabancı olduğunu ise kendisinin kaleme aldığı siyah kaplı defter aracılığı ile ikinci hikayede öğreniyoruz. İkinci hikaye Raif Efendi’nin kimselere söylemediği ve anlatmadığı bir aşk hikayesi ile başlıyor. Gençlik yıllarına gittiğimiz bu defterde Raif Efendi’nin Almanya’da bir resim sergisinde Maria Puder ile tanışması ve sonrasında birbirlerine aşık olmasının hikayesi içinde bir anda kendimizi buluyoruz.Kitap olarak basılmadan önce Kürk Mantolu Madonna’nın “Büyük Hikaye” başlığı altında 48 bölüm olarak bir gazetede yayımlanmış.

Published
Categorized as kitap

Yorum bırakın